Yükleniyor. Lütfen Bekleyin.

Az Bilinenleri, Unutulanları Ve Çarpıcı Gerçekleriyle Bir Efsane: İzmir Fuarı Aklınızda Bulunsun

Az Bilinenleri, Unutulanları Ve Çarpıcı Gerçekleriyle Bir Efsane: İzmir Fuarı

Az Bilinenleri, Unutulanları Ve Çarpıcı Gerçekleriyle Bir Efsane: İzmir Fuarı

 





 
 
 

Türkiye’nin en köklü ve dünyada en çok tanınan fuarının temeli, aslında henüz cumhuriyetin bile kurulmadığı bir tarihe uzanıyor. Yani 17 Şubat 1923’e… Yeni devletin ekonomisi için çok önemli olan o kongrede, yerli malların sergilendiği bir panayır fikri doğdu. O fikir, 9 Eylül 1927 günü gerçekleşti. O panayırın afişi işte böyleydi:

ides2

9 Eylül Panayırı, 1935 yılında son kez açıldı. Çünkü bu tarihten sonra, Büyük İzmir Yangınıyla moloz yığınına dönen eski mahallelere inşa edilen Kültürparkın içinde, başka bir döneme evrilecekti. Panayırın adı, artık Enternasyonal ya da Arsıulusal İzmir Fuarı olacaktı. Temel atma töreni, 1 Ocak 1936’da yapıldı. O günden kalan fotoğrafsa işte bu:

FuartemelatmatC3B6reni

İzmir’in çok kötü durumdaki bu harap bölgesini kültürparka çevirme yolunda en büyük pay, kuşkusuz Belediye Başkanı Behçet Uz ve yardımcısı Suat Yurtkoru’ya aitti. Yurtkoru, gazeteci sıfatıyla gezdiği Moskova Kültürparkından çok etkilenmiş, Uz da bu fikrin gerçekleştiricisi olmuştu. Olağanüstü uğraşlarla, dönemin Moskova Belediye Başkanı Bulganin’in görevlendirdiği mimarların tasarımıyla, 1936 yılında tamamlandı Kültürpark… O moloz yığını, tamamen ağaçlandırıldı. Tam bir seferberlik gibiydi.

izmir-fuarı

1 Eylül 1936 tarihi, İzmir için çok sevinçli bir gün oldu. O gün, Kültürpark’a kavuştu İzmirliler. Başbakan İsmet İnönü, çarpıcı bir konuşma yaptı. Hayatının en büyük projesini gerçekleştiren Behçet Uz ise konuşmasıyla hemşehrilerini gözyaşlarına boğdu. Önemli bir isteği de vardı: Fuarların Kültürpark’tan ayrı alanlarda yapılması. İzmirlilere vasiyeti de bu olmuştu. Bu vasiyeti, uzun yıllar sonra, Fuar İzmir projesiyle hayat bulacaktı.

10381_20140523094411_behcetuz

O günlerde, enternasyonal kelimesi de henüz kullanılmıyordu, arsıulusal deyimi tercih edilmişti. Açılış coşkusu, fotoğraf karesine böyle yansımıştı. Lozan Kapısı önünde yapılan coşkulu törenle başlayan o ilk fuara Mısır, Yunanistan ve Sovyetler Birliği’nden 48 yabancı kuruluş, 32 il pavyonu ve 45 yerli kuruluş katıldı.

arsiulusal-izmir-fuari-64743

1937 ve 1938 fuarlarıysa, çok daha coşkuluydu. Hayvanat Bahçesi, Paraşüt Kulesi bu yıllarda inşa edildi. Özellikle Paraşüt Kulesinin önemi büyüktü Kültürpark’ın işlevsellik kazanmasında…

paraşütkulesi

ff7daeeabbfc97cf253efe7ef615e869

 

Gelgelelim, dünya savaş yıllarının eşiğindeydi. İzmir Fuarı, 1940 ve 41 yıllarını zararla kapattı. 1942 yılındaysa, hükümet kararıyla Fuarın açılmamasına karar verildi. Ama 1943’e gelindiğinde, İzmir Enternasyonal Fuarı, çok önemli bir işlevi üstlendi.

1938 - 1 - İzmir Fuar poz.1

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkelerini benimseyen İzmir Fuarı’nda, Dünya Savaşı’nın karşıt cepheleri buluştu. Bir yanda süregiden savaş, bir yanda barış mesajını dağıtan bir fuar…aa(9)

1943’te fuara Nazi Almanyası, İngiltere, İtalya, Bulgaristan, Filistin, Hindistan, Macaristan ve Romanya katıldı. O yıl fuarı 1.016.533 kişi gezdi. Oldukça ilginç bir durumdu. Açılış resepsiyonunda Macaristan Büyükelçisi Jean Vörnle bu gerçeği söyle anlatmıştı:

“Öyle bir devirde yasamaktayız ki, toplar bütün dünyada gürlemektedir ve Türk devlet adamlarının zekası sayesindedir ki, başka milletlerin fuarları kaldırmak mecburiyetinde oldukları bugünlerde Türkiye, Fuar ile meşgul olabilmektedir.”

izmir_fuari_1950

Ancak savaş birçok ülkeyi perişan etti. O yıldan sonra 1947’ye kadar Avrupa ülkelerinin aklına fuar gelmedi. O yüzden de, 47’ye kadar “milli mahiyette” açabildi kapılarını İzmir Fuarı. Tabii bu eski zamanlarda, fotoğraflar siyah beyaz da olsa, çok renkli fuar yılları yaşandı. Örneğin, “Fennin mucizesi” denilen Alman yapımı “Cam Adam”, İzmir Fuarı’na getirildi. Bu, yeni keşfedilen selüloz asetat maddesinden imal edilen, insan vücudunu anatomik olarak sergileyen bir heykelden başka bir şey değildi ama dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Ve şimdi İzmir’deydi.

camadam

İşte Fuarın içinde sergilendiği bina da böyle hazırlanmıştı. Cam Adam gibi önemli bir tıbbi eserin İzmir’e getirilmesi, halkın sağlık ve özellikle salgın hastalıklar konusunda bilinçlendirilmesi adına çok önemliydi.

10032014ay04

İzmir Enternasyonal Fuarı her geçen yıl daha da fazla önem kazanmaya ve ünlenmeye başlamıştı. 50’lerden itibaren eğlence kültürü de gelişiyordu. Göl, Mogambo ve Adını Zeki Müren’in verdiği Manolya gibi gazinolar, ünlü sanatçıları görmeye gelen İzmirlilerle dolup taşıyordu.

20150924_008625

Çocuklar içinse rengarenk, ışıl ışıl lunapark kadar değerli bir şey daha vardı. Fuarın her yerini turlayan, minyatür bir tren. Çok fazla fotoğrafı maalesef yok. 

yilmaz_buktel_buktel1859

Şimdi onun geçtiği yolda, tartan koşu pisti bulunuyor.

45283321
İzmir Fuarı, Türkiye’nin teknolojiyle ve yepyeni tasarımlarla buluştuğu en önemli yerlerdendi. 1969 yılı fuarı, ilginç ürünleriyle dikkat çekiyordu. İşte Finlandiya yapımı bu koltuk gibi…

izmir-fuari-ndan-ilginc-yenilikler-1969-24585

Masaj koltuklarıyla da ilk kez fuarda tanıştı İzmirliler…

izmir-fuari-ndan-ilginc-yenilikler-1969-17023

Ama “yine” en büyük sükse, İsraillilere aitmiş. O günkü gazeteler öyle diyordu.

izmir-fuari-ndan-ilginc-yenilikler-1969-91853

Kültürpark, İzmirli çocukları “zoo” kelimesi ile de tanıştırmıştı. Yani Hayvanat Bahçesiyle. O hayvanlarla büyüyen birçok çocuk, Kültürparka ya da Fuara her gidişte gördükleri o hayvan dostlarını şimdi buruk bir tebessümle anıyor. Pak Bahadır’ı da öyle. 59 yaşında, bir ameliyat sırasında hayatını kaybeden İzmir’in ünlü fili, fuarın da en bilindik sembollerindendi.

15052902

Lunapark ise, yıllar boyu Türkiye’nin en büyük eğlence parklarından biri oldu. O coşku, şimdi de devam ediyor. Kahkaha aynaları artık olmasa da, yine kahkahalar yükseliyor Lunaparktan Kültürpark semalarına…

fuar1

Aslında, o yıllarda İzmir Fuarı’nı İzmirli bir çocuğun gözünden resmedebilsek, sanırız ortaya böyle bir resim çıkardı. İçinde Bahadır’ın da, Lunapark’ın da olduğu…

LunaPark100_Design_Cover_Back_1203211

Kültürpark şimdi 1936’da ağaçlandırılan o moloz dolu bölgede gelişen, koca bir akciğer oldu şehrin ortasında. Her yıl ilmek ilmek örülen bir park, “bu şehirde sergiler, fuarlar kurun” talimatıyla bir kültürün öncüsü olan Atatürk’ün de bize mirası oldu. Anılarımızla dolu bir fotoğraf albümü  gibi oldu Kültürpark, hatta çocukluğumuzun ta kendisi oldu. Ve İzmirli tüm çocukların bu bilinci yaşatabilmesi, en büyük miraslardan biri olacak İzmirliden İzmirliye kalan… 

85. İzmir Enternasyonal Fuarı, kapılarını 26 Ağustos’ta açacak, 4 Eylül’e kadar açık kalacak.

Kaynak:izmirist.com

LET'S DO İT   / JUST DO İT
LET'S DO İT / JUST DO İT

1971'de Phil Knight ve Bill Bowerman, Blue Ribbon Sports adında spor ayakkabı üreten bir şirket açtılar. Blue Ribbon Sports’un yeni ayakkabıları için bir logoya ihtiyacı vardı ve Phil Knight, 1971 yılında Portland Üniversitesi’nde öğrenci olan Carolyn Davidson ile saatliği 2 dolardan anlaştı. Davidson, Swoosh olarak bilinen simgeyi tasarladı ve şirketin yeni logosu bu oldu. Davidson bu logodan 35 dolar kazandı. Blue Ribbon Sports’un ilk tam zamanlı çalışanı ve aynı zamanda bir atlet olan Jeff Johnson, bir gece rüyasında Yunan mitolojisindeki zafer tanrıçasını gördü ve şirketin isminin değiştirilmesi gerektiğini önerdi. Önerisi kabul edildi ve şirketin yeni ismi Nike oldu. Nike 1980'ler ile birlikte yükselişe geçti. Hatta şirketin yükselen değeri ile birlikte Phil Knight, logo konusunda minnettarlığını göstermek için 1983 yılında Carolyn Davidson’a Swoosh şeklinde elmas bir yüzük ve Nike’dan hisse senedi hediye etti. Fakat bütün bu iyi gidişata rağmen Nike için büyük bir sorun da baş göstermeye başlamıştı: Reebok. Nike 1980'lerde yükselişine rağmen sıradan bir spor ayakkabısı markası olarak görülüyordu. Reebok’un ise pazar payı yükseliyordu ve özellikle bu yıllarda yükselişe geçen spor trendinden yüksek oranda yararlanıyordu. Nike, bu sorunu çözmek için 1988 yılında Wieden+Kennedy reklam ajansından yeni ve büyük bir kampanya istedi. Wieden+Kennedy’nin kurucularından Dan Wieden, Nike için çalışmalara başladı. Bir düzine reklam filmi çalışması yapıldı fakat Wieden’a göre eksik bir şeyler vardı. Çalışmalar birbirinden bağımsızdı ve tek bir temelde buluşmuyordu. Wieden, yeni kampanyanın sunumundan bir gün öncesinde gece çalışırken aklına 1977 yılında adam öldürme ve kundakçılık suçundan idama mahkum edilen Gary Gilmore’un son sözleri geldi: “Let’s do it.” Wieden, 20 dakikalık bir çalışma sonucu Nike’ın yeni kampanyasının sloganını buldu: “Just do it.”. Ertesi gün Nike’a yeni kampanya tanıtıldı ve Temmuz 1988'de Nike’ın yeni slogana sahip ilk reklam kampanyası yayınlanmaya başladı. 30 saniyelik TV reklamında 80 yaşındaki Walt Stack’in her gün 27 kilometre koşması konu alında ve siyah arkaplan üzerine beyaz renklerle “Just do it.” yazıldı. https://youtu.be/p_xozTo6wrU Nike, “Just do it.” sloganını hala kullanmaya devam ediyor ve 27.5 milyar dolarlık değeriyle şu an dünyanın en değerli spor markası konumda. Bu slogan sayesinde markanın ünü arttı ve pazar payı 10 yıl içinde ’den %43’e çıktı. Yine bu sürede satışlar 10 kat arttı. Ayrıca hala Wieden+Kennedy reklam ajansıyla çalışmaya devam etmektedir. Nike reklamlarında bugün bile kısa ve ilham verici kısa cümleler kullanıyor.Burada önemli olan markanızı konumlandırdığınız nokta ile ilgili etkili ifadeler bulabilmek.

Devamını Oku >
Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA”
Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA”

Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA” Sektörümüzde bir markaya bağımlı olarak faaliyet göstermek kurumsallık olarak değerlendirilmekte. Bu durumda markaya bağımlı ofisler kurumsal, bağımsız ofisler, başka bir ifade de no name ofisler kurumsal olmayan olarak değerlendiriliyor. ( No name konusunda başka bir tartışma konusu, aslında her işletme bir markadır.) Bence bu ayrımın en net şekli FRANCHİSE OFİSLER ve BAĞIMSIZ OFİSLER şeklinde olmalıdır. Kendi bölgesinde yıllardır faaliyet gösteren franchise ofislerin bölge uzmanlığı dediği, müşteriye dokunuş dediği faaliyetleri 20 – 30 yıldır bölgesinde uygulayan, bulunduğu semtin dokusuna katkı koyan, o çevredeki tüm değişim ve gelişimleri takip eden, bazen semtindeki bir durağa, bir parka adını veren, bazen adres tariflerinde mihenk taşı olan ofisler bir anda No NAME oluyor, daha birkaç ay önce sektöre girmiş olan, bölge uzmanıyım dediği bölgesindeki meslektaşlarından, sektörün yasal ve ahlaki değerlerinden haberdar olmayan gayrimenkul danışmanları ve ofisler KURUMSAL oluyor. Yani herhangi bir markanın franchise hakkını satın alınca hoooop kurumsallaşmış oluveriyorsunuz. Franchise sistemleri edinmiş oldukları deneyim ve tecrübelerini sizlere aktarırlar. Böylece sizler sektörde temel bilgi ve becerilerle donanmış olarak başlamış olursunuz. Bu önemli ve inkar edilemez bir katkıdır. Ancak know-how aktarımlarının franchise ofisler tarafından çok doğru ve onlara aktarıldığı şekilde uygulanması oldukça önemlidir. Sektörde bir süre sonra gerek danışman gerekse ofis sahiplerinin bu uygulamalardan uzaklaştıklarını görmekteyiz. Bu durumda birçok franchise ofiste kısa zamanda faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalıyorlar. Markalar arası ofis transferleri ve takaslar gündeme geliyor. Daha önce burun kıvrılan markaların bir anda temsilcisi olunuyor ve yeni marka en iyi marka olarak lanse ediliyor. Bunu yazınca Volkswagen’in sloganı geldi aklıma “ Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu”

Devamını Oku >
A4 Kağıtlarının Boyutları Neden 210 ve 297 mm Gibi Küsüratlı Sayılardan Oluşur?
Damacanalar Neden 20 Değil de 19 Litredir?
Kettle'ların Hacmi Neden 2 Değil de 1.7 Litredir?
Mutsuz Müşteri
Türkiye’nin İlk Göz Ağrısı Devrim Arabaları’nın Hikayesi
Türkiye’nin İlk Göz Ağrısı Devrim Arabaları’nın Hikayesi

“Otomotiv endüstrisi söz konusu olduğunda, modern bir ülke kendi ulaşım araçlarını üretmelidir. Günümüz dünyasında ulaşım araçları ekonomide önemli bir yer tutmaktadır. Kendi ulaşım araçlarımızı üretmeliyiz, kendi araçlarımızla taşınmalıyız. İlk olarak, bazı parçaları yapmak zorundayız; sonra, iyileştirme ile bunların% 70-80’ini oluşturmalıyız. Bazı insanlar Türkiye’de otomobil üretmenin imkansız olduğunu söylüyor. Bu düşünce kara zihinlerin ürünüdür.” Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 1961 tarihli TÜSİAD toplantısında bu sözleri sarf ettikten sonra bir motor ve otomobil prototipi üretilmesinin talimatını verdi. Devrim Arabaları’nın hikayesi işte böyle başladı. 20 Türk mühendis Ankara’ya çağırıldı. Aynı zamanda bir mühendis olan TCDD Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu toplantıya başkanlık etti. TCDD’ye 1.400.000 lira ödenek ayrıldı ve projenin teslim tarihi için 29 Ekim 1961 olarak belirlendi. Bu, 129 gün gibi bir sürede sıfırdan bir araba üretilmesi anlamına geliyordu. Bu kadar kısa bir sürede araba üretilmesinin imkansız olduğunu düşünenler kadar, gerçekleşmesinin mümkün olduğuna inananlar da vardı. Projede bulunan mühendisler, bu 4,5 ayda deyim yerindeyse canla başla çalıştılar. Bazı kaynaklara göre hafta sonları dahil olmak üzere günde 12 saate çıkan çalışma süreleri oluyor, bazı günler fabrikada yatıp kalkıyorlardı. Yapılması planlanan araba beş kişilik olarak, 1000-1100 kg ağırlığında belirlendi. Motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikası’nda dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikası’nda işlendi. Piston, segman ve kolları ise Eskişehir’de imal edildi. Motoru Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Eskişehir Valiliği’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Devrim arabasının temel ve teknik özelliklerinin başka bir araca benzememesi için iki farklı prototip oluşturuldu. Arabanın modeli değiştirildi, iki gövde çakıldı. A ve B olmak üzere iki ayrı motor hazırlandı. Şanzımanlar ise Ankara Fabrikası’nda üretildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında bütün özellikleri ve mekanik donanımları yerli üretimdi. Türkiye’nin ilk yerli üretim otomobili, söz verildiği gibi 29 Ekim 1961 sabahı hazırdı. Devrim, Ankara’ya trenle taşındı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan çıkan kıvılcımlardan dolayı araçların alev almaması için başlangıçta yalnızca manevra yapmasına yetecek birkaç litre benzin konuldu. Esas yakıt ikmali Ankara’ya indikten sonra yapılacaktı. Devrim Arabaları Ankara’ya indikten sonra motosiklet eskortuyla birlikte yola koyuldu. Eskortlar benzin ikmali yapılması gerektiğini bilmediği için, TBMM’nin önüne gelene kadar araçlara benzin doldurulmadı. Beyaz Devrim’e benzin doldurulduğu esnada Cumhurbaşkanı siyah Devrim’e bindi. Ancak araç 100 metre ilerledikten sonra durdu. Gürsel’in “Ne oldu?” sorusuna direksiyonda bulunan Yüksek Mühendis Rıfat Serdaroğlu “Paşam, benzin bitti,” diye cevap verdi. Bunun üzerine Cemal Gürsel, tarihe geçen “Garp kafasıyla otomobil yaptık ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk,” sözünü sarf etti. Cemal Gürsel’den diğer araca geçmesi rica edildi ve diğer Devrim ile sorunsuz bir şekilde Anıtkabir’e kadar gidildi. Ertesi gün tüm gazetelerde “Devrim Yolda Kaldı“, “Devrim Yürümedi“, “100 Metre Gitti Durdu” gibi manşetler yer aldı ancak diğer Devrim ile herhangi bir sorun yaşanmadan Anıtkabir’e kadar gidildiğinden kimse bahsetmedi. Bütün basın, Devrim Arabaları’na ayrılan ödeneğin heba edildiğini yazdı. Sebebi benzin ikmalinin unutulması mı, basının provokasyonu mu yoksa zaten yalnızca prototip olarak planlanmasından mıdır bilinmez ancak imkansız gibi görünen bir sürede birbirinden değerli mühendislerin emeği ile üretilen yerli otomobil Devrim, hiçbir zaman seri üretime geçmedi. Üretilen dört araçtan üçü ve on motor hurdaya ayrıldı, kalan tek Devrim Eskişehir’deki TÜLOMSAŞ’ta sergileniyor. Başrollerini Taner Birsel, Halit Ergenç, Selçuk Yöntem gibi oyuncuların paylaştığı 2008 yılında vizyona giren Devrim Arabaları adlı film, bu talihsiz otomobilin hikayesini konu aldı ve oldukça olumlu eleştiriler aldı. Zaman içerisinde Devrim mühendislerinin yer aldığı belgeseller de yayınlandı.

Devamını Oku >
Kiracılar genel kurul toplantılarında oy kullanabilir mi?
Kiracılar genel kurul toplantılarında oy kullanabilir mi?

Kat Mülkiyeti Hukuku kapsamında gelen soruların başında; kiracı olarak olağan ya da olağanüstü toplantılarda oy kullanıp kullanılamayacağıdır. Bu sorunun nedeni aslında ortak giderler kiracılar tarafından ödenirken, bu ortak giderlere ait kararların alındığı toplantılarda kiracıların da fikir bildirme istediğinden kaynaklanmaktadır. Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 31'inci maddesi bize kiracıların oy kullanıp kullanamayacağı ile ilgili cevap vermektedir. Madde 31/1 – Her kat maliki, arsa payı oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir. Birinci fıkrada belirtildiği üzere, oy hakkını sadece kat maliki üzerinde sınırlandırmıştır. Olağan ya da olağan üstü toplantılarda kullanılacak oyun kat maliki tarafından kullanılabileceği ve devamında kat malikine uygulanabilecek sayısal sınırlamalardan bahsetmiştir. Bu maddelerin ruhundan dahi kiracının da oy kullanabileceği hususu anlaşılmamaktadır. Fakat aynı maddenin 2007 yılında değiştirilen son fıkrasında ise; vekalet sistemi düzenlenmiştir. Madde de açıkça; “Kat maliklerinden biri, oyunu yetkili vekil eliyle kullanabilir” denmiştir. Bu da kat maliki olağan ya da olağan üstü toplantılarda kullanılacağı oyunu atayacağı bir vekil ile kullanabileceği hususunu dile getirmiştir. Kiracıların işine yarayan husus, vekillik sisteminde kanunun vekilin durumu konusunda bir sınırlama getirmemiş olmasıdır. Kısaca; vekilin dışardan olması ya da kat maliki olmaması gibi sınırlamalar getirmemiş oluşu ve tayin edilecek vekil adı yazılı bir yazı ile tayin edilebilmesidir. Aşağıda örnek olarak bir vekaletname gösterilmiştir. Bu nedenle, Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabi genel kurullarda kiracılar oy kullanabilmesi için kat malikinden alacakları adı yazılı bir vekaletname belgesi ile oy hakkına erişebileceklerdir. Kiracıların kat malikleri/kiralayanları ile yapacakları kira sözleşmesi aşamasında bu hususun mutlaka değerlendirilmesi gerekmekte, belki de kiralamanın devam ettiği sürece geçerli bir vekaletname verilmesi gerektiği günümüz koşullarında taraflar arasında hakkaniyet bakımından göz önünde bulundurulmalıdır.

Devamını Oku >
TAKS KAKS nedir? Emsal ne demek?
Yatırım Fırsatı  Gayrimenkul Danışmanları içinde Fırsat (mı) ?
EMLAKÇILAR VE GAYRİMENKUL DANIŞMANLIK OFİSLERİNDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
LFL-CRM-KPİ Nedir?
Değişmek ya da değişmemek! İşte bütün mesele bu.....
Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?
Emlak Sektöründe Portallar Ve Ofisler
E-Bülten Aboneliği ile,
Bizlerden 7/24 Haberdar Olabilirsiniz