Yükleniyor. Lütfen Bekleyin.

Dalgalı Piyasada Sürdürülebilir Başarı: Kök Sağlam, Gövde Esnek Aklınızda Bulunsun

Dalgalı Piyasada Sürdürülebilir Başarı: Kök Sağlam, Gövde Esnek

Yıllardır sahada, masada, dersliklerde gayrimenkulün her bir aşamasını bizzat deneyimlemiş bir dostunuz, meslektaşınız olarak her zaman altını çizdiğim bir gerçek var: Gayrimenkul sektörü artık sadece tabela asıp portföy toplama ya da basit bir kıyaslamayla ekspertiz raporu yazma devrini çoktan kapattı.

Sektörümüz; veri analitiğinin, sürdürülebilirliğin, hukuki-fiziki uzmanlığın ve modern finansal modellerin birleştiği devasa bir ekosisteme dönüştü. Tam da bu noktada, fırtınalı piyasa koşullarında kırılmadan ayakta kalabilmenin yolu "Gayrimenkul Sektöründe Bambu Olabilmek" felsefesinden geçiyor: Köklerimizi sağlam bilgiye, etiğe ve uzmanlığa bağlayıp; gövdemizi teknolojinin ve değişen piyasa şartlarının esnekliğine adapte etmek.

Anahtar Emlak olarak, sektörel tecrübelerimiz ışığında; yılın geri kalanı ve 2027 vizyonunda sektörümüze yön verecek ana unsurları kendi süzgecimden şöyle aktarabilirim:

1. Bambu Esnekliği: Nominal Fiyat Balonundan "Reel Değer" ve "Verim" Reality'sine Geçiş

Piyasada fahiş fiyat beklentilerinin yerini artık rasyonel akıl ve gerçekçi analizler alıyor. Enflasyondan arındırılmış reel bazda fiyatlarda net bir dengelenme ve durulma süreci yaşıyoruz.

  • Saha Deneyimimiz ve Sayılar: İzmir ve İstanbul gibi metropollerimizde son bir yılda reel fiyat artışı eksi bölgede seyrederken, ortalama amortisman (geri dönüş) süreleri ülke genelinde 13 yıl seviyelerine kadar geriledi. Yatırımcı artık "bugün alayım yarın iki katına satayım" mantığından sıyrılıp, mülkün sunduğu nakit akışına ve kira verimine bakıyor.
  • Mesleki Odak: Bize düşen görev; müşterinin önüne sadece geçmiş satış ilanlarını koymak değil, bölgesel stok erime hızını, amortisman sürelerini ve doğru nakit akışı analizlerini içeren "Finansal Okuryazarlık Odaklı Ekspertiz" sunmaktır.

2. Kredi Masadan Çıktı: Alternatif Finansman ve Tokenizasyon (Dijital Paylaşım)

Yüksek faizler ve krediye erişimdeki kısıtlamalar nedeniyle ipotekli satışların payı toplam işlemler içinde %20 seviyelerine kadar geriledi. Ancak piyasa durmadı; yılın ilk yarısında 1,26 milyonun üzerinde tapu işlemi gerçekleşti. Bu durum, finansman modelinin kabuk değiştirdiğini gösteriyor.

Piyasa Metriği / Durum

Mevcut Saha Resmi

2027 Mesleki Dönüşüm

İkinci El / İlk El Payı

%67,6 İkinci El - %32,4 İlk El

Kentsel dönüşümle birlikte ilk el projelerinde nitelikli artış

İpotekli Satışlar

~%21,2 (Tarihi düşük seviyeler)

Senetli alım-satım, takas modelleri ve Varlık Tokenizasyonu

Geri Dönüş (Amortisman)

Türkiye Ort. 13 Yıl (İzmir / İstanbul / Ankara)

Doğru fiyatlanan, nakit yaratan gayrimenkule talep artışı

  • Yenilikçi Uygulama (Tokenizasyon): İnşaat projelerinin blokzincir üzerinde metrekare bazlı dijital paylara (token) bölünerek kitle fonlamasına açılması, 2027’nin en dinamik finansman modeli olacak. Küçük yatırımcıyı büyük projelere ortak eden bu yapı, sektöre taze likidite sağlayacaktır.

3. Yapay Zekâ Destekli "Dinamik Değerleme" ve Büyük Veri Entegrasyonu

Bir gayrimenkulün değeri artık sadece oda sayısı veya oda metrekaresiyle ölçülemez. Günümüzde yapay zekâ tabanlı Otomatik Değerleme Modelleri (AVM); lokasyondaki gürültü haritasından altyapı projelerine, demografik hareketlerden bölgedeki ticari sirkülasyona kadar binlerce veriyi saniyeler içinde işliyor.

  • Bilirkişi ve Değerleme Yorumu: Yapay zekâ veriyi toplar ve işler; ancak mülkün hukuki durumunu, imar pürüzlerini, fiziki yıpranmasını ve bölgesel ruhunu okuyacak olan yine uzmanın kendi birikimidir. 2027'de rutin veri toplama yükünü algoritmaya devredip, analizi ve stratejik danışmanlığı üreten uzmanlar öne çıkacaktır.

4. Kentsel Dönüşümde Sadece "Bina" Değil, "Yeşil Değer" (ESG) Oluşturmak

Ülkemizde 6,5 milyon konutun dönüşüm hedefi doğrultusunda kentsel dönüşüm ana gündem maddemiz olmayı sürdürüyor. Fakat önümüzdeki süreçte dönüşüm, sadece "eski tuğlayı söküp yerine yenisini koymak" anlamına gelmeyecek.

  • Yeşil Değer Primi (Green Premium): Uluslararası standartlar (RICS) ve iklim düzenlemeleri gösteriyor ki; enerji verimliliği yüksek, akıllı otomasyon sistemlerine sahip ve ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerine uyan binalar, muadillerine göre %8 ile arasında daha yüksek bir değer primi elde ediyor. Ekspertiz ve değerleme raporlarımızda binaların karbon ayak izini ve enerji sınıfını puanlamak artık bir lüks değil, zorunluluktur.

Sonöz: Kökü Sağlam Olan Rüzgârdan Korkmaz

Gayrimenkul sektöründe önümüzdeki dönemin parolası; Veri Gücü, Teknolojiye Adaptasyon ve Mesleki Etiktir.

Teknolojiyi mesleğimizin yerine geçecek bir tehdit olarak değil, karar alma mekanizmalarımızı güçlendiren bir kaldıraç olarak görmeliyiz. Tıpkı bir bambu gibi; fırtınalı piyasa koşullarında esnekliğimizi korurken, mesleki bilgimiz ve etik ilkelerimizle yere sapasağlam basacağız. Geleceği bekleyenler değil, bu dönüşümü bugünden kurgulayanlar sektöre yön vermeye devam edecektir.

Emre GÜLŞEN

Anahtar Emlak Ofis Sahibi

İZEKO Yönetim Kurulu Üyesi

 

Gayrimenkul Dünyasında İletişim ve İş Paylaşımı: Başarıya Giden Yol
Türkiye’de Depreme Karşı Hafif Çelik Yapıların Avantajları
Gayrimenkul Danışmanlarının Gelişimi ve Hizmet Kalitesine Sinerji Katacak Beş Madde
Markaların Doğuş ve Gelişimlerini Anlatan 5 Film….
Pazarlamanın Gelişimi
LET'S DO İT   / JUST DO İT
LET'S DO İT / JUST DO İT

1971'de Phil Knight ve Bill Bowerman, Blue Ribbon Sports adında spor ayakkabı üreten bir şirket açtılar. Blue Ribbon Sports’un yeni ayakkabıları için bir logoya ihtiyacı vardı ve Phil Knight, 1971 yılında Portland Üniversitesi’nde öğrenci olan Carolyn Davidson ile saatliği 2 dolardan anlaştı. Davidson, Swoosh olarak bilinen simgeyi tasarladı ve şirketin yeni logosu bu oldu. Davidson bu logodan 35 dolar kazandı. Blue Ribbon Sports’un ilk tam zamanlı çalışanı ve aynı zamanda bir atlet olan Jeff Johnson, bir gece rüyasında Yunan mitolojisindeki zafer tanrıçasını gördü ve şirketin isminin değiştirilmesi gerektiğini önerdi. Önerisi kabul edildi ve şirketin yeni ismi Nike oldu. Nike 1980'ler ile birlikte yükselişe geçti. Hatta şirketin yükselen değeri ile birlikte Phil Knight, logo konusunda minnettarlığını göstermek için 1983 yılında Carolyn Davidson’a Swoosh şeklinde elmas bir yüzük ve Nike’dan hisse senedi hediye etti. Fakat bütün bu iyi gidişata rağmen Nike için büyük bir sorun da baş göstermeye başlamıştı: Reebok. Nike 1980'lerde yükselişine rağmen sıradan bir spor ayakkabısı markası olarak görülüyordu. Reebok’un ise pazar payı yükseliyordu ve özellikle bu yıllarda yükselişe geçen spor trendinden yüksek oranda yararlanıyordu. Nike, bu sorunu çözmek için 1988 yılında Wieden+Kennedy reklam ajansından yeni ve büyük bir kampanya istedi. Wieden+Kennedy’nin kurucularından Dan Wieden, Nike için çalışmalara başladı. Bir düzine reklam filmi çalışması yapıldı fakat Wieden’a göre eksik bir şeyler vardı. Çalışmalar birbirinden bağımsızdı ve tek bir temelde buluşmuyordu. Wieden, yeni kampanyanın sunumundan bir gün öncesinde gece çalışırken aklına 1977 yılında adam öldürme ve kundakçılık suçundan idama mahkum edilen Gary Gilmore’un son sözleri geldi: “Let’s do it.” Wieden, 20 dakikalık bir çalışma sonucu Nike’ın yeni kampanyasının sloganını buldu: “Just do it.”. Ertesi gün Nike’a yeni kampanya tanıtıldı ve Temmuz 1988'de Nike’ın yeni slogana sahip ilk reklam kampanyası yayınlanmaya başladı. 30 saniyelik TV reklamında 80 yaşındaki Walt Stack’in her gün 27 kilometre koşması konu alında ve siyah arkaplan üzerine beyaz renklerle “Just do it.” yazıldı. https://youtu.be/p_xozTo6wrU Nike, “Just do it.” sloganını hala kullanmaya devam ediyor ve 27.5 milyar dolarlık değeriyle şu an dünyanın en değerli spor markası konumda. Bu slogan sayesinde markanın ünü arttı ve pazar payı 10 yıl içinde ’den %43’e çıktı. Yine bu sürede satışlar 10 kat arttı. Ayrıca hala Wieden+Kennedy reklam ajansıyla çalışmaya devam etmektedir. Nike reklamlarında bugün bile kısa ve ilham verici kısa cümleler kullanıyor.Burada önemli olan markanızı konumlandırdığınız nokta ile ilgili etkili ifadeler bulabilmek.

Devamını Oku >
Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA”
Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA”

Gayrimenkul sektöründe anlam karmaşası yaratan bir kavram “ KURUMSALLAŞMA” Sektörümüzde bir markaya bağımlı olarak faaliyet göstermek kurumsallık olarak değerlendirilmekte. Bu durumda markaya bağımlı ofisler kurumsal, bağımsız ofisler, başka bir ifade de no name ofisler kurumsal olmayan olarak değerlendiriliyor. ( No name konusunda başka bir tartışma konusu, aslında her işletme bir markadır.) Bence bu ayrımın en net şekli FRANCHİSE OFİSLER ve BAĞIMSIZ OFİSLER şeklinde olmalıdır. Kendi bölgesinde yıllardır faaliyet gösteren franchise ofislerin bölge uzmanlığı dediği, müşteriye dokunuş dediği faaliyetleri 20 – 30 yıldır bölgesinde uygulayan, bulunduğu semtin dokusuna katkı koyan, o çevredeki tüm değişim ve gelişimleri takip eden, bazen semtindeki bir durağa, bir parka adını veren, bazen adres tariflerinde mihenk taşı olan ofisler bir anda No NAME oluyor, daha birkaç ay önce sektöre girmiş olan, bölge uzmanıyım dediği bölgesindeki meslektaşlarından, sektörün yasal ve ahlaki değerlerinden haberdar olmayan gayrimenkul danışmanları ve ofisler KURUMSAL oluyor. Yani herhangi bir markanın franchise hakkını satın alınca hoooop kurumsallaşmış oluveriyorsunuz. Franchise sistemleri edinmiş oldukları deneyim ve tecrübelerini sizlere aktarırlar. Böylece sizler sektörde temel bilgi ve becerilerle donanmış olarak başlamış olursunuz. Bu önemli ve inkar edilemez bir katkıdır. Ancak know-how aktarımlarının franchise ofisler tarafından çok doğru ve onlara aktarıldığı şekilde uygulanması oldukça önemlidir. Sektörde bir süre sonra gerek danışman gerekse ofis sahiplerinin bu uygulamalardan uzaklaştıklarını görmekteyiz. Bu durumda birçok franchise ofiste kısa zamanda faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalıyorlar. Markalar arası ofis transferleri ve takaslar gündeme geliyor. Daha önce burun kıvrılan markaların bir anda temsilcisi olunuyor ve yeni marka en iyi marka olarak lanse ediliyor. Bunu yazınca Volkswagen’in sloganı geldi aklıma “ Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu”

Devamını Oku >
A4 Kağıtlarının Boyutları Neden 210 ve 297 mm Gibi Küsüratlı Sayılardan Oluşur?
Damacanalar Neden 20 Değil de 19 Litredir?
Kettle'ların Hacmi Neden 2 Değil de 1.7 Litredir?
Mutsuz Müşteri
Türkiye’nin İlk Göz Ağrısı Devrim Arabaları’nın Hikayesi
Türkiye’nin İlk Göz Ağrısı Devrim Arabaları’nın Hikayesi

“Otomotiv endüstrisi söz konusu olduğunda, modern bir ülke kendi ulaşım araçlarını üretmelidir. Günümüz dünyasında ulaşım araçları ekonomide önemli bir yer tutmaktadır. Kendi ulaşım araçlarımızı üretmeliyiz, kendi araçlarımızla taşınmalıyız. İlk olarak, bazı parçaları yapmak zorundayız; sonra, iyileştirme ile bunların% 70-80’ini oluşturmalıyız. Bazı insanlar Türkiye’de otomobil üretmenin imkansız olduğunu söylüyor. Bu düşünce kara zihinlerin ürünüdür.” Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 1961 tarihli TÜSİAD toplantısında bu sözleri sarf ettikten sonra bir motor ve otomobil prototipi üretilmesinin talimatını verdi. Devrim Arabaları’nın hikayesi işte böyle başladı. 20 Türk mühendis Ankara’ya çağırıldı. Aynı zamanda bir mühendis olan TCDD Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu toplantıya başkanlık etti. TCDD’ye 1.400.000 lira ödenek ayrıldı ve projenin teslim tarihi için 29 Ekim 1961 olarak belirlendi. Bu, 129 gün gibi bir sürede sıfırdan bir araba üretilmesi anlamına geliyordu. Bu kadar kısa bir sürede araba üretilmesinin imkansız olduğunu düşünenler kadar, gerçekleşmesinin mümkün olduğuna inananlar da vardı. Projede bulunan mühendisler, bu 4,5 ayda deyim yerindeyse canla başla çalıştılar. Bazı kaynaklara göre hafta sonları dahil olmak üzere günde 12 saate çıkan çalışma süreleri oluyor, bazı günler fabrikada yatıp kalkıyorlardı. Yapılması planlanan araba beş kişilik olarak, 1000-1100 kg ağırlığında belirlendi. Motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikası’nda dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikası’nda işlendi. Piston, segman ve kolları ise Eskişehir’de imal edildi. Motoru Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Eskişehir Valiliği’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Devrim arabasının temel ve teknik özelliklerinin başka bir araca benzememesi için iki farklı prototip oluşturuldu. Arabanın modeli değiştirildi, iki gövde çakıldı. A ve B olmak üzere iki ayrı motor hazırlandı. Şanzımanlar ise Ankara Fabrikası’nda üretildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında bütün özellikleri ve mekanik donanımları yerli üretimdi. Türkiye’nin ilk yerli üretim otomobili, söz verildiği gibi 29 Ekim 1961 sabahı hazırdı. Devrim, Ankara’ya trenle taşındı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan çıkan kıvılcımlardan dolayı araçların alev almaması için başlangıçta yalnızca manevra yapmasına yetecek birkaç litre benzin konuldu. Esas yakıt ikmali Ankara’ya indikten sonra yapılacaktı. Devrim Arabaları Ankara’ya indikten sonra motosiklet eskortuyla birlikte yola koyuldu. Eskortlar benzin ikmali yapılması gerektiğini bilmediği için, TBMM’nin önüne gelene kadar araçlara benzin doldurulmadı. Beyaz Devrim’e benzin doldurulduğu esnada Cumhurbaşkanı siyah Devrim’e bindi. Ancak araç 100 metre ilerledikten sonra durdu. Gürsel’in “Ne oldu?” sorusuna direksiyonda bulunan Yüksek Mühendis Rıfat Serdaroğlu “Paşam, benzin bitti,” diye cevap verdi. Bunun üzerine Cemal Gürsel, tarihe geçen “Garp kafasıyla otomobil yaptık ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk,” sözünü sarf etti. Cemal Gürsel’den diğer araca geçmesi rica edildi ve diğer Devrim ile sorunsuz bir şekilde Anıtkabir’e kadar gidildi. Ertesi gün tüm gazetelerde “Devrim Yolda Kaldı“, “Devrim Yürümedi“, “100 Metre Gitti Durdu” gibi manşetler yer aldı ancak diğer Devrim ile herhangi bir sorun yaşanmadan Anıtkabir’e kadar gidildiğinden kimse bahsetmedi. Bütün basın, Devrim Arabaları’na ayrılan ödeneğin heba edildiğini yazdı. Sebebi benzin ikmalinin unutulması mı, basının provokasyonu mu yoksa zaten yalnızca prototip olarak planlanmasından mıdır bilinmez ancak imkansız gibi görünen bir sürede birbirinden değerli mühendislerin emeği ile üretilen yerli otomobil Devrim, hiçbir zaman seri üretime geçmedi. Üretilen dört araçtan üçü ve on motor hurdaya ayrıldı, kalan tek Devrim Eskişehir’deki TÜLOMSAŞ’ta sergileniyor. Başrollerini Taner Birsel, Halit Ergenç, Selçuk Yöntem gibi oyuncuların paylaştığı 2008 yılında vizyona giren Devrim Arabaları adlı film, bu talihsiz otomobilin hikayesini konu aldı ve oldukça olumlu eleştiriler aldı. Zaman içerisinde Devrim mühendislerinin yer aldığı belgeseller de yayınlandı.

Devamını Oku >
Kiracılar genel kurul toplantılarında oy kullanabilir mi?
Kiracılar genel kurul toplantılarında oy kullanabilir mi?

Kat Mülkiyeti Hukuku kapsamında gelen soruların başında; kiracı olarak olağan ya da olağanüstü toplantılarda oy kullanıp kullanılamayacağıdır. Bu sorunun nedeni aslında ortak giderler kiracılar tarafından ödenirken, bu ortak giderlere ait kararların alındığı toplantılarda kiracıların da fikir bildirme istediğinden kaynaklanmaktadır. Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 31'inci maddesi bize kiracıların oy kullanıp kullanamayacağı ile ilgili cevap vermektedir. Madde 31/1 – Her kat maliki, arsa payı oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir. Birinci fıkrada belirtildiği üzere, oy hakkını sadece kat maliki üzerinde sınırlandırmıştır. Olağan ya da olağan üstü toplantılarda kullanılacak oyun kat maliki tarafından kullanılabileceği ve devamında kat malikine uygulanabilecek sayısal sınırlamalardan bahsetmiştir. Bu maddelerin ruhundan dahi kiracının da oy kullanabileceği hususu anlaşılmamaktadır. Fakat aynı maddenin 2007 yılında değiştirilen son fıkrasında ise; vekalet sistemi düzenlenmiştir. Madde de açıkça; “Kat maliklerinden biri, oyunu yetkili vekil eliyle kullanabilir” denmiştir. Bu da kat maliki olağan ya da olağan üstü toplantılarda kullanılacağı oyunu atayacağı bir vekil ile kullanabileceği hususunu dile getirmiştir. Kiracıların işine yarayan husus, vekillik sisteminde kanunun vekilin durumu konusunda bir sınırlama getirmemiş olmasıdır. Kısaca; vekilin dışardan olması ya da kat maliki olmaması gibi sınırlamalar getirmemiş oluşu ve tayin edilecek vekil adı yazılı bir yazı ile tayin edilebilmesidir. Aşağıda örnek olarak bir vekaletname gösterilmiştir. Bu nedenle, Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabi genel kurullarda kiracılar oy kullanabilmesi için kat malikinden alacakları adı yazılı bir vekaletname belgesi ile oy hakkına erişebileceklerdir. Kiracıların kat malikleri/kiralayanları ile yapacakları kira sözleşmesi aşamasında bu hususun mutlaka değerlendirilmesi gerekmekte, belki de kiralamanın devam ettiği sürece geçerli bir vekaletname verilmesi gerektiği günümüz koşullarında taraflar arasında hakkaniyet bakımından göz önünde bulundurulmalıdır.

Devamını Oku >
TAKS KAKS nedir? Emsal ne demek?
Yatırım Fırsatı  Gayrimenkul Danışmanları içinde Fırsat (mı) ?
E-Bülten Aboneliği ile,
Bizlerden 7/24 Haberdar Olabilirsiniz